
Yeni Çek Kanunu ile, borçlarını temerrüt faizleriyle beraber bir yıl içinde ödemek şartıyla cezaevlerinden çıkan veya cezaevi kapısından dönen çek mağdurları, hesaplarında haciz, vergi borçları, SGK borçları varken nasıl bu borçları ödeyecek, büyük ihtimalle tefecilerden yüksek faizle para alıp cezaevlerine girme tehlikesini bir kaç yıl daha öteleyece ve dönülmez yola gireceklerdir..
Türkiyede Tefecilik suçu.
5237 Sayılı TCK’nın 241.maddesinde ifade edilen tefecilik eyleminin incelenmesinde; “kazanç elde etmek amacıyla” başkasına ödünç para veren karşılığında da ödünç verdiği paradan fazla miktarda bir para alan kişinin eylemi tefecilik-ikrazatçılık olarak tanımlanmış ve bu tür eylemlere cezai yaptırım öngörülmüştür.
Tefecilik suçunun oluşması bakımından failin “bu işi meslek edinmesi veya suç sayılan hareketler bakımından süreklilik” aranmamaktadır.
Bu noktada tek bir hareketin tefecilik sayılıp sayılamayacağı,süreklilik veya meslek ittihat etme şartlarının aranıp aranmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
241.maddenin lafzına bakıldığında ödünç para verme eyleminin tek bir kez yapılmış olması bile tefecilik suçunun oluşması için yeterlidir. Ancak öğretide bu suçun oluşabilmesi için meslek olarak yapılması gerektiği ve bir kez kazanç maksadıyla ödünç para vermek fiilinin tefecilik suçu kapsamında sayılamayacağı, süreklilik ve meslek edinme unsurlarının tefecilik suçunun oluşumu bakımından gözetilmesi gerektiği de öne sürülmektedir.
Ancak 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesiyle önceden yürürlükte olan 90 sayılı KHK’nin 15.maddesini zımnen ilga etmiştir, 90 sayılı KHK’nin 9.maddesine göre tefeciliğin tanımı yapılmıştır.
Tefecilik;
“İkrazatçılık yapmak üzere izin alınmadan, faiz veya her ne ad altında olursa olsun, bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle ödünç para verme işlemlerinin yapılması veya bu işlerin meslek ittihaz edilmesi ve KHK uyarınca alınan ikrazatçılık izni iptal edildiği halde, ödünç para verme işlerine devam edilmesi eylemlerine verilen isimdir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Aynı KHK ikrazatçılığın da tanımını yapmıştır buna göre,
ikrazatçılık;
“Devamlı ve mutad meslek halinde, faiz veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işleriyle uğraşan veya ödünç para verme işlerine aracılık eden ve kendilerine faaliyet izni verilen gerçek kişilerdir ” şeklinde ifade edilmiştir.
Bunun içindir ki 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmeden önce uygulanmakta olan KHK ve ilgili mevzuat çerçevesinde tefecilik ve ikrazatçılık suçlarının oluşması için yukarıdaki tanımlar gereği bu faiz karşılığı ödünç para verme işinin devamlı, sürekli yapılması ve bu işin meslek haline getirilmesi aranmaktaydı ve bir kişiye ve bir defaya mahsus olarak faiz karşılığı verilen para suçun oluşması için yeterli olmamaktaydı,zira yargıtay emsal teşkil eden birçok yerleşik kararında yukarıda açıklanan mevzuat ve buradaki tanım gereği bu suçun oluşması için faiz karşılığı ödünç para verme işinin devamlı, sürekli yapılması ve bu işin meslek haline getirilmesi şartlarını aramaktaydı.
Ancak 5237 sayılı TCK’nın 241.madde lafzının incelenmesinde bu işin devamlı,sürekli yapılması ve meslek haline getirilmesine dair unsura yer vermemiştir. Burada yer alan unsur kazanç elde etmektir, bu itibarla 5237 sayılı TCK’nın 241.maddesinde yer alan tefecilik suçunun yetkili makamlardan (hazine müsteşarlığı) izin almaksızın faiz karşılığı ödünç para verme işinin sonunda kazanç edilmesi halinde bu işin bir defa ve bir kişiye karşı yapılması halinde ve bu işin meslek haline haline getirilmemiş olması halinde dahi tefecilik suçunun unsurlarının oluştuğu kabul edilmektedir.