
Pazarlamak, kârına ya da zararına bir şeyi satmak, elden çıkarmak demek değil midir? Bunca yıldan sonra bu işin neresine geldik acaba? Türkiye bizim Ülkemiz, bizim Ülkümüz… İnsanca, onurluca yaşamanın öteki adı. Bir kabzımalın bu işte bugün geldiği yer neresidir? Kalabalık hafızamızı bir deşelesek neler görmeyiz ki? Ülkesini satmak kimin kârına olabilir? Elbette hiç kimsenin! Ama satılıyorsa, kâr kimin kârıdır?
Doğru işleri yanlış yapmak, Bu hileye tüm incelikleriyle hâkim olmak başarıya ulaşmanın önemli bir güvencesidir
Bugün ülkeyi pazarlarken yurttaşa karşı kullanılan şaşırtma hareketi budur. Ya da bu söz söylendikten sonra artık söyleyenlerin her hareketinin altına daima bir bakmak gerekiyor.
Doğru işler adamı, kendiliğinden doğru yapmıyor.
Yanlış adamlar doğru bir iş yapmanın bazen kendi işlerine çok yarayacağını düşünebilirler. Onlar doğru işleri kullanmanın, kendi emellerine uydurmanın ustasıdırlar.
Ama doğru adamlar doğru iş yapmaktan, doğru işi doğru dürüst yapmaktan başka bir şey bilmezler, düşünmezler.
Dikkatlice bakıldığında doğru bir işi nasıl yanlış yaptıkları kolaylıkla görülür.
Aslında, kendilerine hiç uymayacak, ama genel kanıya göre doğru olan bir işi amaçlarına ustaca uydurarak bir taşla iki kuş vururlar.
Dünya görüşlerine, çıkarlarına neyin uygun olduğunu bilmekle, hangi doğru işi nasıl yanlış yapacaklarını da kolaylıkla bilebiliriz.
Tüm bu çabalarının yetmediğini gördüklerinde bundan hiddetle vazgeçerek, ya da ortam bütünüyle elverdiğinde bir hevesle doğrudan istediklerini yapmaya girişiverirler. Pervasızdırlar.
Doğru bir iş herkesin işine yaramalıdır. Ama herkesin işi de bu doğru işin içinde yer almalıdır. Doğru bir iş doğru yapıldığında kimin işine yarıyorsa onun işi doğrudur. Kimin işi doğruysa, doğru bir işin yanlış yapılması onun işini zorlaştırır. İşimiz doğru işlerin sömürülmesini engellemek, onların doğru dürüst yapılmasını sağlamak olmalı.
Anayasa paketine bu gözle bir bakalım: Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak amacıyla bir düzenlemeye girişmek doğru bir iştir. Ama bin türlü mugalâta ile bakanı ve müsteşarını yargının içerisine sokuşturmak bu doğru işin “yanlış” yapılmasıdır.
Demokrasiyi olgunlaştırmak, demokrasi hukukunu geliştirmek için düzenlemelere girişmek doğru bir iştir. Ama siyasal partilerin kapatılma korkularını parlamentoda birbirlerine karşı şantaj malzemesi durumuna getirecek düzenlemelere girişmek ve umulan çoğunluk diktasının kapısını aralamak bu işi yanlış yapmaktır.
Sağa sola bakarak, o ülkede bu var, bu ülkede şu var diyerek oradakini, buradakini koşullarını önemsemeden ülkenin pozitif hukukuna alelacele ithal etmenin, cehalet değilse, art niyetlilik olacağını söylemeliyiz.
Temsilde adalet özürlü sözde bir demokrasiyle yasama ve yürütme yetkilerinin tek elde toplanmasına yol açmış bu siyasal yapılanmada, temsil adaletini gerçekleştirmiş ülkelerin yargıya ve siyasete ilişkin düzenlemelerini, kendine çeki düzen vermeden anayasaya koymaya girişmenin yine doğru bir işi kasden yanlış yapmak olacağını bu ülkede herkesin bildiğini çok iyi bilmeliler.
Hiç kimse dürüstlüğün gerektirdiği işleri yerine getirmeksizin doğru dürüst işler yapabileceğini kimseye anlatamaz.
Bir ara basında, Anayasa’ya insan haysiyetine dokunulamaz biçiminde bir hüküm yerleştirmeyi düşündükleri yer almıştı. Sonraları hiçbir yerde görülmez oldu. İnsanlık onuruna dokunulamaz biçiminde anlaşılmasının yerinde olacağını düşündüğüm bu hükmün anayasaya alınması doğru bir iş olacaktı. Acaba niçin vazgeçtiler?
Doğru işleri yanlış yapmak kurnazlığı karşısında yanlış işleri doğru yapmak ahmaklığından da söz etmelidir.
Kötülüklerini bile bile yasalara ve buyruklara körü körüne itaat etmek böyle bir şeydir. Bu durum günümüzde pek çok örneğiyle gözler önündedir. Yanlış işleri doğru yapmamalıdır. Onlara karşı çıkmalıdır.