Denetimli Serbestlik Kanunu Anayasa Mahkemesi'nde

Anayasa Mahkemesi, Denetimli Serbestlik Kanunu, Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Denetimli Serbestlik tahliye, infaz hakimliği
          Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Denetimli serbestlik ile ilgili olan, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 6411 Sayılı Kanun ile eklenen Geçici 4. Maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulundu..

          Kanaatimizce; İptali istenen kanun hükmünün eldeki davada doğrudan uygulanma imkan ve kabiliyeti yoktur.zira 6411 sayılı yasayla eklenen geçici 4 mad. hükmü infaz hakimliğince verilecek denetimli serbestli yoluyla tahliye şartlarına matuftur.

         Bundan sonraki süreçte koşullu salıverme yönünden ilgili kanun hükmünün, kararı veren yer mahkemesi olan Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesince uyguluranma kabiliyeti yoktur. Başvurunun İnfaz Hakimliğince yapılması gerekirdi. Anayasa Mahkemesine başvuru gerekçesi aşağıdadır.

T.C.
SÖKE
2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ

Sayı : 2013/538 Muh

GEREKÇELİ ANAYASAYA AYKIRILIK BAŞVURUSU

ANAYASA MAHKEMESİ GENEL SEKRETERLİĞİ 
Aracılığıyla
ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
                                                              ANKARA

ANAYASAYA AYKIRILIKİDDİASINDA BULUNAN : Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesi
DAYANAK OLAN DAVA : Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/321 D.İş. Sayılı dosyası.
İPTALİ İSTENEN KANUN MD.: 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 6411 Sayılı Kanun ile eklenen Geçici 4. Maddesi
ANAYASANIN AYKIRILIK GÖRÜLEN MADDELERİ : Anayasanın 2, 9, 10., 36, 38 ve 138. Maddeleri
AYKIRILIK KARARI TARİHİ : 27/08/2013
BAŞVURU TARİ Hİ : 02/09/2013

AÇIKLAMALAR :
1- KISA AÇIKLAMA:
Mahkememizce, parada sahtecilik suçundan 15/11/2012 tarihinde kesinleşen İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/223 E, 2008/136 K. Sayılı kararına konu mahkumiyetiyle ilgili olarak hükümlü H.... K.... hakkındaki Söke Cumhuriyet Başsavcılığı'nın koşullu salıverilme talebinde bulunulması üzerine, koşullu salıvermeye dayanak olan 6411 Sayılı Kanun ile 5275 Sayılı Kanuna eklenen geçici 4. Maddesinin Anayasa'nın 2., 9., 10., 36., 38. ve 138. maddelerine aykırı olduğu kanaatine varıldığından 27/08/2013 tarihli 2013/321 D.İş. Sayılı kararımız ile konunun bekletici mesele yapılmasına ve Anayasa Mahkemesi'ne gerekçeli Anayasaya aykırılık başvurusuyla başvurulmasına karar verilmiş olduğundan gerekçelerimiz bu yazı ile açıklanmıştır.

2- İPTALİ İSTENEN YASA MADDESİ:
İptalini istediğimiz Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun Geçici 4.maddesi (6411 sayılı kanunla eklenmiş) şu şekildedir:

"Bu Kanunun 105/A maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ve ikinci fıkrasında belirtilen altı aylık süre şartı ile birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen cezanın belirli bir süre infaz edilmesine ilişkin şart 31/12/2015 tarihine kadar uygulanmaz."

3- MAHKEMEMİZİN BAŞVURU YETKİSİNİ TAŞIYIP TAŞIMADIĞI:
Anayasa Mahkemesinin yerleşmiş içtihatları 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 40. Maddesinde kanun hükmü haline getirilmiş olup, bir mahkemenin Anayasa'ya aykırılık iddiasında bulunabilmesi için iki şart öngörülmüştür. Bunlardan birincisi mahkemenin önünde bir davanın bulunması, ikincisi ise, iptali istenen hükmün o davada uygulanacak olmasıdır.

Söke Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hükmedilen mahkumiyeti infaz etmekte iken, 5275 Sayılı Kanun hükümlerine göre mahkememizden koşullu salıverme kararı talebinde bulunmuştur. Zira 5275 Sayılı Kanunun 107/11 maddesinde koşullu salıverme kararının hükmü veren mahkeme tarafından hüküm başka yerde infaz ediliyorsa hükmü veren mahkemenin o yerdeki eşiti olan mahkemeden verileceği düzenlenmiştir.

Mahkememiz hükmü veren mahkeme ile aynı dereceli mahkeme olup koşullu salıverme kararı talebini değerlendirecek mahkeme olduğundan davaya bakan mahkeme durumundadır. Öte yandan iptali istenen yasa maddesi uygulandığında koşullu salıverme şartları gerçekleşmekte, aksi takdirde koşullu salıverme mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla iki şart da gerçekleşmiş durumdadır.

4- İPTALİ İSTENEN MADDENİN UYGULAMADAKİ SONUCU VE ANLAMI: 
Ceza Kanunlarında yazılan ve mahkemelerce tespiti yapılan netice cezaların tamamı ceza infaz kurumunda geçmemekte, belli bir süre ceza infaz kurumunda geçtikten sonra hükümlüler şartlı olarak tahliye edilmektedirler.

01/06/2005 tarihinden önce yürürlükte bulunan 647 Sayılı Kanunun 19. Maddesinde şartlı tahliye olarak düzenlemiş olan bu müessese 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 Sayılı Kanunun 107. maddesinde koşullu salıverilme adıyla muhafaza edilmiş, sadece koşullu salıverme süresi değiştirilmiştir. 647 Sayılı Kanununda cezanın 1/2'sinin çekilmesi gerekirken 5275 Sayılı Kanunda koşullu salıverme için mükerrer olmayanlar için cezanın 2/3'ünün çekilmesi öngörülmüştür.

İptali istenen kanun maddesinde, aynı kanunun 105/A maddesindeki açık ceza infaz kurumunda son altı ayın geçirilmiş olması ve cezanın belli bir süre infaz edilmiş olması şartının 2015 yılının sonuna kadar aranmayacağı yazılmaktadır.

Bu düzenlemeyle 2015 yılının sonuna kadar 01/06/2005 tarihinden sonra işlenen kasıtlı ya da taksirli suçlarda tekerrür hükümleri uygulanmış olsa bile, 1 YIL 6 AY veya daha az HAPİS cezası alan bir kişi ceza evinde hiç kalmaksızın denetimli serbestlik tedbiri ile cezaevine girdiği gün tahliye edilmektedir. Yani 18 ay ve daha az hapis cezasında sadece kalem işlemleri için gerekli olan süre kadar hükümlüler ceza evinde kalmakta, bu süre genellikle 24 saat kadar sürmekte, dolayısıyla hükümlüler ceza evinde hiç kalmadan cezaları belli bir süre infaz edilmiş kabul edilerek tahliye edilmektedirler.

01/06/2005 tarihinden önce işlenen suçlarda ise, 24 ay hapis cezası ve aşağısındaki hapis cezalarında, aynı durum söz konusudur.

İptali istenen yasa maddesinden önce kanun koyucu 5275 Sayılı Kanuna 105/A maddesini eklemiş ve 6291 Sayılı Kanun ile ihdas edilen bu madde ile koşullu salıverilmesine bir yıl ve daha az süre kalan hükümlülerin denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak tahliyesini ön görmüştür. Aynı düzenleme ile aynı kanuna eklemiş olduğu geçici 3. Maddeyle koşullu salıverilmelerine bir yıl kalanların derhal tahliyesi ön görülmüş, Adalet Bakanlığının verilerine göre yaklaşık 15.000 kişi 6291 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeden faydalanılarak bir yıl erken tahliye edilmiştir.

İptali istenen yasa maddesi olan geçici 4. Maddeyle de, (6291 Sayılı Kanun ile ceza evlerinden elde edilen boşalma oranı yerinde görülmüş olacak ki) bu defa 2015 yılının sonuna kadar koşullu salıverme için gereken ceza evinde geçecek süre ve açık ceza evinde geçmesi gereken süre şartının aranmayacağı görülmüştür. Bu düzenleme ile de kanun çıktığı anda yaklaşık 15.000 kişi ceza evinden tahliye olmuştur. Halen uygulama devam etmekte olup, 31.12.2015 tarihinde sona erecektir.

Ancak geçici 4. Maddenin geçici 3. Madde ve 5275 Sayılı Kanunun 105/A maddesindeki düzenlemeden farkı şudur ki; 2015 yılının sonuna kadar bir yıl altı ay hapis ve daha az hapis cezasına mahkum olmuş bir hükümlü ceza evinden infazına başlandığı gün tahliye edilmektedir. Sadece kalem işlemlerinin yürümesi için gerekli olan süre kadar ceza evinde kalmaktadır.

Kanunun aradığı denetimli serbestlikle ilgili (5275 SK'nın 89.maddesi uyarınca) iyi hal raporu da mahkememizin sunmuş olduğu dosyadan da anlaşılacağı gibi bazen hiç aranmaksızın bazen ise, hükümlünün ceza evine girdiği gün bu rapor yazılarak yerine getirilmiş olmakta, imza atma yükümlülüğü ya da denetimli serbestlik bürosuna başvurma yükümlülüğü gibi caydırıcı olmayan ve idari tasarrufa bağlı olan denetimli serbestlik uygulamaları ile hükümlüler mahkumiyetlerini infaz etmiş olmaktadırlar.

5- ANAYASAYA AYKIRILIK İLE İLGİLİ GEREKÇELER:
a) Anayasa'nın 2. Maddesine aykırılık:
Mahkememizce iptali istenen kanun maddesinin hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu düşünülmüştür. Şöyle ki, Anayasa Mahkemesinin 2008/38 E 2010/39 K. sayılı kararında da hükmedildiği gibi hukuk devletinde yasa koyucu yetkisini kullanırken Anayasanın ve hukukun temel ilkelerine bağlı kalmalıdır. Yine Anayasa Mahkemesinin 1963/126 E 1963/243 K. sayılı kararında da hükmedildiği gibi hukuk devletinin özünü devlet organlarının hukuka bağlılığı oluşturmaktadır. Hukuk Devleti insan haklarına saygı gösteren, bu hakları koruyucu, adil bir hukuk düzeni kuran, bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan, bütün faaliyetlerinde hukuka uygun davranan devlettir.

Hukuk devletinde kişilerin kendi haklarını kendilerinin almasının önüne geçilmesi ve kişisel öç alma duygularının önlenmesi için suçlarla orantılı cezalar kanunlarda düzenlenmekte ve ceza adaletinde caydırıcılık ilkesi amaçlanmaktadır. Bunun için mahkemelerin hükmettiği cezaların infaz görmesi gerektiği hususu izahtan varestedir.

Suç işleyen kişiler ile ilgili olarak tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleri doğrultusunda mahkemelerin verdikleri hükümler doğrultusunda yaptırımlar infaz edilmektedir.

Yukarıda açıkça izah edildiği gibi ve mahkememizce dava konusu yapılan 2013/321 D.İş. Sayılı dosyadan da anlaşılacağı gibi, Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanıp parada sahtecilik suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edilmiş olan hükümlünün bu cezası Yargıtay 8. Ceza Dairesi tarafından onaylanmış ve 31/08/2002 tarihinde işlenen suçtan dolayı 10 yıl sonra 15/11/2012 tarihinde mahkumiyet kararı kesinleşmiş ve infaza verilmiştir. Buna rağmen hükümlü 06/02/2013 tarihinde ceza evine giriş yapmış, 07/02/2013 tarihinde ise, Aydın İnfaz Hakimliği tarafından 5275 Sayılı Kanunun 105/A maddesi gereğince iptalini istediğimiz geçici 4. Maddenin de verdiği imkan ile tahliye edilmiştir.

5237 sayıl TCK'nın 51. maddesinde erteleme, 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması müesseseleri düzenlenmiştir. Bu maddelere göre zaten ilk kez suç işleyen, iyi halli olan failler için kişiselleştirme imkanları mevcuttur. Ancak kanunda aranan -önceki mahkimiyet gibi mahkemenin kanaati gibi- bazı hallerde erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması müesseseleri uygulanmamaktadır. İptali istenen yasa maddesi ile mahkemenin bu hükümleri uygulamadı, hatta mükerrir olan hükümlüler için bile idari tasarrufla ceza adeta affedilmektedir.

Bir hukuk devletinde devletin görevi en adil hukuk düzenini kurmaktır. Suç işleyen kişilerin eylemleri ile orantılı yaptırımlara tabi tutulmaları hukuk devleti ilkesinin de bir sonucudur. Oysa ayrıntısı ile belirttiğimiz gibi 1 yıl 6 ay ve daha az hapis cezası alan kişiler ceza evinde cezaları belli bir süre bile olsa kalmaksızın cezalarını çekmiş sayılmaktadırlar. Oysa ki, hükümlülerin hiç değilse gözlemlenip iyi halli olup olmadıklarına kanaat getirilecek bir süre kadar olsa bile ceza infaz kurumunda kalmaları gerekmektedir.

b) Anayasa'nın 9. ve 138. Maddelerine aykırılık:
Anayasa'nın 9. Maddesinde yargı yetkisinin Türk milleti adına bağımsız mahkemeler tarafından kullanılacağına hükmedilmiştir. 138. Maddede ise, yasama ve yürütme organı ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, mahkeme kararlarının hiçbir suretle değiştirilemeyeceği ve geciktirilmeksizin yerine getirilmesi gerektiği açıkça düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi'nin 2007/78 E 2010/120 K. sayılı kararında da hükmedildiği gibi, yargı kararlarının uygulanmasını engellemek amacıyla yapılan düzenlemeler yetki saptırması ve amaç öğesi bakımından hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Mahkeme kararlarının uygulanmaması, yargı bağımsızlığına ve hukuk devleti ilkesine uygun düşmemektedir.

Yasama organının yargı kararını etkisiz bırakacak düzenlemeler yapması Anayasa'nın başlangıç kısmı ile 7, 8 ve 9. Maddelerine aykırıdır.

Yine Anayasa Mahkemesinin 1985/1 E. 1986/4 K. sayılı kararında da, yasama organına verilen düzenleme yetkisinin kamu yararını ortadan kaldırmak ve engellemek şeklinde kullanılamayacağına hükmedilmiştir.

Mahkememizin sunmuş olduğu infaz dosyasından anlaşılacağı gibi 10 yıl boyunca sürmüş olan bir yargılama sonucunda, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen, mahkemenin failin sabıkalı geçmişi sebebiyle erteleme müessesesinin dahi uygulamadığı bir adli vakada hükümlü ceza evine girdiği gün tahliye edilmiştir.

Dolayısıyla iptalini istediğimiz yasa maddesi mahkeme kararlarını etkisiz bırakacak ve kağıt üzerinde bir ceza görülse bile, uygulamada infazı olmayan cezaların olduğu bir hukuk düzenini kuracak niteliktedir. Bu sebeplerle bu düzenlemenin Anayasa'nın 9. ve 138. Maddelerine de aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.

c) Anayasa'nın 10. Maddesine aykırılık:
Anayasa'nın 10. Maddesinde kanun önünde eşitlik ilkesi düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 2005/151E 2008/37 K. ve 2007/95 E. 2011/61 K. sayılı kararlarında da hükmedildiği gibi eşitlik ilkesi birbirinin aynı durumda olanlara aynı kuralların uygulanmasını, aynı durumda olanların farklı kurallara tabi olmamasını ifade eder. Eylemli eşitlik değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.

İptali istenen yasa maddesinde, ceza evinde geçmesi gereken süre ile ilgili olarak 2015 yılının sonuna kadar 105/A maddesindeki süre şartının aranmayacağı öngörülmüştür. Buna göre; 31/12/2015 tarihine kadar infazına başlanan bir hükümlünün cezası 1 yıl 6 ay ve daha az hapis ise bu hükümlü aynı gün ceza evinden tahliye edilecek ama aynı maddeden ya da benzer suçtan aynı cezaya mahkum edilen bir başka hükümlünün tebligat ya da yazışma gibi kalem işlerine bağlı gecikmeden dolayı infazına bir gün geç başlanması yani işlemlerin 01/01/2016 yılına taşması halinde o hükümlü ancak ceza evinde belli bir süre kaldıktan sonra tahliye edilecektir. Dolayısıyla bu düzenleme göreceli olan ve kişilere göre değişen uygulamalardan dolayı aynı durumda olan hükümlüler için farklı sonuçlar doğuracak nitelikte olup, eşitlik ilkesine aykırıdır.

d) Anayasa'nın 36. Maddesine aykırılık:
Anayasa'nın 36. Maddesinde adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Bu hak evrensel bir hukuk ilkesine dayanmakta olup, AHİS'in 6. Maddesinde de mevcuttur.

Bu maddenin yorumlanması ile ilgili AHİM kararlarında, ceza isnatlarına ilişkin uyuşmazlıkların kanunla kurulmuş mahkemelerce görülmesi ve karara bağlanması gerektiğine hükmedilmektedir. Yine AHİM kararlarında, bağımsız mahkemelerin kararlarının uygulanma kabiliyetinin önemine vurgulama yapılmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin 2010/99 E 2011/117 K. sayılı kararında da hükmedildiği gibi adil yargılanma hakkı doğru ve güvenli yargılanma hakkı demektir.

Adil yargılanma hakkı sadece faillerin ya da suç isnadı ile yargılanan kişilerin değil, davanın diğer taraflarının yani mağdurların da hakkıdır.

Ceza adaletinde kendisine karşı bir suç işlenen mağdur, kişisel intikam yerine devlete başvurmakta ve devletin kendisi adına faili cezalandıracağını düşünmektedir.

Zaten ülkemizdeki ceza adaleti sisteminde de ceza davalarının davacısı devlettir.(5271 SK md.160 vd.) Suç mağduru kişi devlet tarafından failin yargılandığını ve cezasının çektirileceğini düşündüğü ve mahkeme tarafından yaptırım kararı verildiği halde infaza ilişkin kanunun ile belirttiğimiz gibi 1 yıl 6 ay ve daha az hapis cezası alan bir kişi cezasını çekmeksizin ceza evine girdiği gün tahliye edilmektedir ki, bu uygulama suçtan zarar görenler açısından adil yargılanma hakkının da ihlalidir.

e) Anayasa'nın 38. Maddesine aykırılık:
Anayasa'nın 38. Maddesinde suç ve cezada kanunilik ilkesi düzenlenmiştir. Bu maddeye göre kanunun suç saymadığı bir suçtan dolayı kimse cezalandırılamaz ve suç tarihinde yürürlükte olan kanundan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve cezada kanunilik ilkesinin bir sonucu da, kanunun suç saydığı bir eylemin kanun haricinde suç olmaktan çıkarılamaması, ceza kabul edilen halin de ceza olmaktan çıkarılamaması olarak kabul edilmelidir. Oysa ki, zikredilen bu düzenleme ile kanunun suç saydığı ceza ön gördüğü ve bağımsız mahkemeler tarafından cezaya hükmedilip kanun yollarından da geçerek kesinleşen hükümler infaz görmemektedir. Bu sebeple mahkememizce iptali istenen kanun maddesinin Anayasa'nın 38. Maddesine de aykırı olduğu düşünülmüştür.

6- TALEP : Ayrıntısıyla açıkladığımız üzere;
Mahkememizce görülmekte olan davada, uygulama yeri bulunup, mahkememizce Anayasa'ya aykırı olduğu düşünülen 6411 Sayılı Kanun ile ihdas edilmiş olan 5275 Sayılı Kanunun geçici 4. Maddesinin;

Anayasa'nın hukuk devleti ilkesini düzenleyen 2. maddesine, yargı yetkisi, mahkeme bağımsızlığı ve devlet organlarının mahkeme kararlarına uyma mecburiyeti ile ilgili 9. ve 138. Maddelerine, eşitlik ilkesiyle ilgili 10. Maddesine, adil yargılama hakkıyla ilgili 36. Maddesine ve suç ve cezada kanunilik ilkesiyle ilgili 38. Maddesine aykırı olduğu düşünüldüğünden mahkememizce gerekçesi ile birlikte işbu başvuru yapılmıştır.

Zikredilen maddenin Anayasa'nın gerekçemizde yazdığımız maddelerine aykırı olduğu kabul edilerek iptal edilmesine karar verilmesini arz ederiz. Saygılarımızla. 02/09/2013


Saim KÖROĞLU     Gökben Telli GÜLER     Yeter ÖZCAN      Mustafa ÇİÇEK
Başkan  41843               Üye 125515                  Üye 139804           Katip 168177

EK: Mahkememizin 2013/321 D. İş. sayılı kararı

Bu web sitesinin telif hakkı © karsiliksizcek'e aittir. Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
Sitede yer alan yorumlar site ziyaretçilerinin kişisel görüşleridir. Hukuki tüm sorumluluk yorumlayana aittir.
Kullanım Şartlarını incelemek için tıklayınız: Kullanım Şartları
Google Profili | Google+
Copyright © 2012 Karşılıksız Çek